Six Feet Under

2.3.09


Mister Ug'un ısrarları ve zevkine güğvendiğim diğer birkaç arkadaşımın bu diziden bahsetmeleri ile Six Feet Under dizisine başladım. ki okadar da dizi kültürü olan bir adam değilimdir. bizim zamanımızda "Oz" vardı! ki hala var, hatta Bonanza bile var şu net alemi sayesinde. ama O'nu Cine5'in şifresiz yayınlarında izlemek, kaçırmamak için karşısına geçmek çok daha güzeldi tabi. artık dizi mizi pek seyredemiyorum, seyretsem bile bölük pörçük. "uzun olan herşeyden korkar oldum" demiştim daha evel, enteresan bir cümle olmuştu. o 4 sezon merakla izlediğim, "harika" dediğim Lost'u zerre merak etmiyorum şuan. mevzunun da boka gittiğini duyuyorum arkadaşlardan. en sonun da Benjamin bir uyanacak ki, hepsi ruyamış. mesela bu şekilde biterse ağlamıcakmıyız harcanan zamana. eğer 6. sezonun sonunda mükemmel bir şekilde biterse izlemeye devam ederim 4. sezondan, aksi taktirde The Muppet Show seyrederim daha iyi. Kermit beni daha çok heyecanlandırıp şaşırtıyor! yada Kaygısızlar'da taksicinin "taksiii taksiiii" diyen adama "yolcuu yolcuu" diye hitap edişi çok daha trip (Talento'ya sevgiler).
Six Feet Under harika ama. Ug demişti bana "adam gibi dizi, Tindersticks gibi dizi" diye. haklıymış harbiden, kahverengi bir dizi bu. okadar naif, okadar mulayim bir dizi ki. ama esas mevzu bunun altında yatan bastırılmış, insanların ve toplumun kendi kendine yasakladığı, "hayır olmaz, yapmamalıyım" deyip de kendimizi engellediğimiz, ama sonuçta yaptığımız, bunun için de kendimizi suçlu hissettiğimiz duyguların anlatılışı (ne cümleydi ama, anlatabildim mi?). tabiiki bunları ilk sezonu göz önünde bulundurarak anlatıyorum. dizide hiçbir şekilde abartı yok. ne aşırı duygu sömürüsü ile zorlama vuruşlar, ne de gülmekten öldüren kasıntı espriler. herşey yerli yerinde, olması gerektiği, normal hayatta olduğu gibi doğal. birkaç sabir konu üzerinde hafif hafif ilerlerken her bölümdeki ayrı ayrı mevzular ile anlatım daha da bir akıcı oluyor. sürenin nasıl geçtiğini anlamıyor, bir bölümün daha sizin kasacağını düşünmüyorsunuz hiç. Peter Krause'a Lost Room'da ısınamamıştım açıkçası, diziyi sevmiş olmama rağmen. ama bu dizide gayet ısındım kendisine. gerçi oyunculara da ısınmak dizinin atmosferinden kaynaklanıyor. meşhur Dexter'ımız Michael C. Hall ise dizideki en fedakar oyuncu (ayrıntıya inersem küfür yiyebilirim). Rachel Griffiths ise Brenda rolü ile kafamı bölmüş durumda. enteresan bir çekicilik ile adını koyamadığım bir iticiliğe sahip, ortada kalmış durumdayım. evin küçük kızını oynayan Lauren Ambrose ve annesi rolündeki Frances Conroy'un ise oyunculukları on numara. dizide tek rahatsız olduğum konu biraz daha doğal göstermek adına gaylerin öpüşme sahnelerinin abartılı oluşu. bundan biraz rahatsızım. ne o öyle, çorba içer gibi. bu konular da tehlikeli konular gerçi. ama onların bunu seçme hakları kadar, benim de rahatsız olma hakkım var. neyse. dizinin bir başka güzelliği ve en belirgin özelliği ise "ölüm" denen şeyin yaşamın bir parçası olduğunu gerçeğini insana yavaş yavaş yedirmesi ve de buna alıştırıp oldukça doğal karşılamayı öğretmesi. birkaç bölüm izledikten sonra kendiliğinden olan birşey bu. bunu bukadar yumuşak bir şekilde yapabilmek büyük bir başarı. "bu diziyi izlemeli" diyip, "teşekkürler Ug" diye de ekleyerekten noktamı koyuyorum yazıya.

8 yorum:

talento dedi ki...

sabah kalkıp ümit'e gidicem, giderken de bikaç boş dvd götürücem. şu diziyi de alırım diyodum ama nasıl bi kasver çökerttiysen tereddüt ettim okhan. kahverengi dizi ne demek? sanatsal olsun diye sephia çekilmiş fotoğraflar geldi gözümün önünde. şu güzel hayatımı karartmıycaksa izliyim. bişey de...

talento dedi ki...

bu arada aklında bulunsun, lost 5. sezonda zaman kırılması falan oluyo. bikaç yıl öncesine gidip gidip geliyolar. ilerleyen zamanlarda biraz daha açarım olayı. daha detaylandırırım, sen seversin.

Okhy Dokhy dedi ki...

abi alakası yok dediinle. hiç zorlamaz seni. hatta çok rahat olur izlemesi. kahverengi dediysem, açık kahverengi. ahahha.

Okhy Dokhy dedi ki...

spoileri yedim göbeğime, yatayım. ahahha, iyigeceler... ruyanda beni gör dayı!

alengir dedi ki...

Dizi'yi Cnbc-e'de yayınlanırken izlerdim,neden sonra koptum orası muamma ama,yazıyı okuyunca Family Guy'ın Six Feet Under'ı ti ye(ti de neyse) alan kısmı geldi.Köpek karakter Brian'ın bağırsak kurtlarından birisi diğerine dizi hakkında şunu söylemektedir

Tape Worm Inside Brian: You know what's interesting? I've only been alive for six weeks. I know nothing of the world beyond this dog's stomach. And I still find "Six Feet Under" pretentious.

Anny Roquentin dedi ki...

Bana da bu diziyi senin gibi övmüşlerdi okhan,abartmışlardı hatta."Dizi bitti,şöyle ağladık,böyle depresyona girdik" diye.O an,onlara vurasım gelmişti,bi saçmalamayın demiştim.Ama izlemeye başlamıştım ve artık çok geçti.Diziyi bitirdim,arkadaşımın benden gizli çektiği 8 dklık ağlama videom var lan!Kaç ay kendime gelemedim.Şükela bi dizi.

Pitekantropus dedi ki...

Six Feet Under'ı bitirmiş biri olarak sana hiçbir kötü yazı yazmayacağım.Sırf profil resmindeki gibi rüyalarıma girme diye. :P
Ama SFU bitince diyeceksin ki ömrü billah böyle bir dizi bir daha gelmez.Her karakteri içine alasın gelecek ve belki son bölümde çalan Sia-Breathe Me şarkısına aşık olacaksın.Ve günlerce dinleyeceksin.Kim bilir !

Okhy Dokhy dedi ki...

tam da 1. sezonu bitirip, 2. sezonun altyazısını indirip, 3. sezonu torrente koyduum anda böyle bir yorum almak çok fena oldu. teşekkürler! umarım dediğin gibidir. ama fazlası da derinden izler bırakır be, üzer insanı...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP