Pink Floyd - Dark Side of the Moon

20.3.09

Dünya üzerinde kaydedilmiş en büyük albümdür dark side of the moon.

Sağda solda, orada burada o kadar anlattım, yazdım çizdim ki bu albüm hakkında, ne yazsam tekrar gelecek. ama ne zamandır yazmadığımız "efsane sanat eserleri yazı dizisi"nde bu albüm olmazsa olmaz konumda yerini almalı idi. başlayalım!

73 yılında yayınlanmıştır dark side of the moon, pink floydun yanılmıyorsam 8. stüdyo albümüdür. bu albüme kadar saykedelya etkili syd barrett başyapıtı "piper at the gates of down", senfonik rock denemesi "atom heart mother", ya da az bulunur derinliğe sahip, ses katmanları ile örülmüş "meddle" gibi albümler yapmış bir pink floyd var karşımızda, liderini uyuşturucular sayesinde kaybetmiş(syd barrett), ilk zamanlarda kendi bas gitarını bile akord edemeyen bir lidere, söz ve şarkı yazarına sahip artık(roger waters), grup ropörtaj vermiyor, kimse onları tanımıyor. durum pek iç açıcı değil gibi duruyor ha?

aslında ilk etkiler "meddle" albümünde görülmüyor değil, sözler bakımından olmasa da, pink floyd'u pink floyd yapan o erişilmez müziğin ilk izleri bu albümdedir. 24 dakikalık "echoes" kesit kesit o karanlığı ve yoğunluğu yüzümüze vurmaktadır. başlangıç noktası burasıdır.

neticesinde, dark side of the moon'un ortaya çıkışı da aslında doğru zaman, doğru yer tanımına uygundur. waters albümü "ot içip müzik dinleyen genç insanlara" yaptıklarını söyler bir ropörtajında. saykedelya, space rock, uyuşturucular, hayat, yoğunluk, müzikalitenin yükselmesi, sıkışma, yabancılaşma, karanlık, ve bum!

dark side of the moon konsept bir albümdür; tek bir hikaye etrafında dönmese de, zamanının yabancılaşma, modern yaşamın monotonluğu, ölüm, zaman gibi kavramları aynı çerçevede ele alınmış, sözlerin sadeliği, acımasızlığı ve vuruculuğuyla inanılmaz bir senaryo yazımı gerçekleşmiştir. roger waters'ın yazdığı sözler, yine çoğunlukla waters'ın ya da grup elemanlarının beraber besteledikleri karanlık, basık ve tematik bir müzikle yoğrulmuştur. o zamana kadar modern yaşamın insan hayatı üzerindeki etkisi bu denli karamsar bir şekilde ortaya hiç konulmamıştı, belki de dark side of the moon'u tarihin en başarılı ve kült albümlerinden biri yapan budur. zerafet ve karanlık, el eledir bu albümde.

hep waters dedik, diğer elemanlara da dönelim biraz, barrett'in yerine gruba giren david gilmour bu albüme tam anlamıyla imzasını atmış durumdadır. vizyonu, çalış stili ve hissiyatı ile bu albümde gilmour yerine çalabailecek bir gitarist bilmiyorum ben. kimi koysanız eksik kalacaktır. pekala şu da söylenebilir, unutulmaz "great gig in the sky" ile rick wright'ın yerine kim konulabilir ki? yoğunluk ve atmosfer ise konu, bu iki müzisyenin tuşesi, hissiyatı ve stilleri pink floyd müziği dediğimiz olguyu yaratıyor.

waters sözler ve besteler ile muazzam bir lidere dönüşmüştür bu albümle, daha önce de belirttik. asıl yükselişi ve grubunu en öne atışı buradadır. baterist nick mason ise grupta denge konumunda, ya da uzalaşmacı kimliğini basit stili ile birleştirmekteydi, yani grup içi dengeleri korumak adına gerekli bir figürdü.

herkesin bildiği albüm kapağı, artık ikonik bir figür, ya da rock tarihinin en bilinen görselleri arasında yerini almıştır. waters şöyle anlatır kapakla ilgili olarak; "storm thogerson (pink floyd albüm kapaklarını hazrlayan ismdir kendisi)bir odada bize kapak ile ilgili 3 ya da 4 tane seçenek gösterdi, hepimiz bir aynı anda şimdiki kapağı gösterip "bu" deyip çıktık". dediğimiz gibi, doğru zaman, doğru yer, ve bum!

740 hafta boyunca listelerden inmemeiştir albüm, ve 40 milyondan fazla satmıştır. derler ki ingilterede her 5 evden birinde dark side of the moon bulunur. istatitiklere göre şu anda dünyanın herhangi bir yerinde dinleniyor olmalıdır hatta.

albüm progresif rock'ın bir bölümünü tamamiyle etkilemiştir. özellikle o dönem alman progrock gruplarının çoğu bu etkilerin altında kalmışlardır. 80'lerde cd teknolojisi ortaya çıktığında almanyada sadece dark side of the moon cd'si basan fabrikalar olduğu gerçeği de bununla bağlantılı olabilir belki.

kapaktan başlayan bir kasvet var bu albümde, ama üzücü ya da ağlak bir kasvet değil, sıkıntılı, basık; varoluşumuzu sorgulatan sözlerle muhteşem bir uyum içinde. o zamanın en ileri ses teknolojilerini kullanan deneyselliği sonsuz bir grup pink floyd, kalp atışı ile başlayan albüm yine kalp atışı ile son bulur, "on the run"da bir uçak yere çakılır, "time" da zamanın akıp gitmesi önce kaotik saat sesleri ile, daha sonra waters'ın muazzam sözleri ile anlatılır. "great gig in the sky" ölüme en uç ve tüyler ürpertici yorumu getirir, "money" bozuk paraların loop şeklinde yere düşmesi ile başlar, paranın insan hayatı üzerindeki etkisini sorgular. "brain damage" katıksız bir akıl hastanesi atmosferi yaratır, syd barrett'a selam çakmayı ihmal etmez. "us and them" hayatın ağırlığını anlatır. "eclipse" herşeyin güneş altında uyum içinde olduğunu anlatırken güneş'in de ay'ın karanlığıyla örtülü olduğunu söyler.

"there is no dark side of the moon really. matter of fact its all dark" diyerek son bulur albüm.

Albümden birkaç uç nokta; "time"ın ortasındaki rock tarihinde tüm zamanların en büyük 10 solosundan biri olan gilmour solosu, "great gig in the sky"daki koro vokallerin yükselişi, "us and them" deki nakarat partisyonları, "eclipse" ile yapılan muhteşem kapanış.

dark side of the moon kendi çağı için yapılmış, ama tüm çağlar için geçerli bir albümdür bu yüzden. evrenseldir ve üzerine çıkılmayacak kadar mükemmel kurgulanmıştır. bu denli kusursuz çok az albüm var yeryüzünde, bilen dinleyen başucuna koyan yeniden açsın dinlesin, dinlemeyen ise hemen biryerlerden bulsun. hayat gibi albüm işte.

0 yorum:

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP