Wonderkid!

8.1.09

anne ve baba tarafının da ilk torunu olarak dünyaya geldim. muhitin en sevilen ve aynı zamanda en güçlü ailesinin en küçük ferdiydim. mahallenin en sevilen çocuğuydum. 4 yaşında okumayı ve dört işlemi öğrendim. 5 kitap okumaya başladım. bu yaşlarda klavyeden şarkılar da çıkarıyordum çok rahat. bildiğiniz ''wonderkid''dim. daha sonra ilkokula kaydoldum. benim direk 3. sınıftan başlamamı teklif ettiler. büyükler arasında ezilirim diye kabul edilmedi bu teklif. ilk 2 sene boyunca sınıfta roman okudum, millet ders işlerken. her hafta bir kitap özeti çıkarıyordum Güllü hocaya. hocamız benden çok umutluydu. büyük adam olacağımı düşünürdü hep. ilkokul boyunca full 5 pekiyi alarak olmuyor bu işler maalesef. 2-3 sene evel bir sokak arasında karşılaştığımızda selam verdim. tırstı benden, tanımadı. daha sonra ismimi bile zor hatırladı. ne iş? yanına bir 7.40 BMW ile yanaşıp; camdan, kısa ve fönlü saçlı, bir okadar da sinekkaydı traşlı bir kelle çıkarıp, ''merhaba hocam'' deseydik tanırdı belki.
ortaokul ve lisenin ilk yarısı boyunca baskete sardık. bu konuda da baya bi geliştirdim kendimi. herkesin takımında görmek istediği ilk adamdım arkadaş ortamlarında. profesyonel tiplere karşı bile oynadık zamanında. ensesine tokadı çaktığımız günler bile oldu baya. ne oldu sonra? biyerlere gelemedik ve sıkıldık. bıraktık bu işleri de. biryerlere gelmek isteyen kimdi ki ayrıca? artık maçları seyretmek bile sıkıyor beni.
çokiyi sol ayağım vardı küçüklükten beri. üstelik babam ve amcam da lisanslı futbolcuydu, hem de çokiyidiler. babamın Adanaspor, amcamın ise Boluspor ile sözleşme imzalamalarına dedem izin vermemiş hatta. biraz da eski kafalılıktan. biz de onlardan birşeyler kaptık, baya da oynadık toprak ve beton sahalarda. günümüzde sağlam bir solak arasan kaç tane bulursun ki? futbolu da çok iyi becerdim, tam anlamıyla öğrendim. ama yine elimizden tutan olmadı, sıkıldık, bıraktık bu işleri de. çok da umrumdaydı ya birisinin elimden tutma ihtimali!
ortaokul günlerimde bilardoya merak sarmıştım. dükkanımızın yanındaki kıraathanenin sahibi Mehmet abi çok iyi oynardı bu oyunu. profesyonel bir bilardocuydu. ondan da heveslendik biraz. kısa sürede babamları ve amcamları tokatlar oldum. sonra Mehmet abi ile kapışır olduk. sonunda O'nu da tokatladım bacak kadar boyumla. ''wonderkid'' sıfatımı bu alanda da gözler önüne serdim. ama sıkılıp bıraktık sonra tabiiki.
bebeklikten beri arabaların içinde büyüdüm. ilkokulda kaçırmaya başlamıştım hatta. ticaretle uğraşıyordu babamlar, araba da boldu tabi. 15-16 yaşlarımda kara şanzıman 1955 Willy's ve1959 model Jeep'i kullanmak kolay mı eeey ahali? ya da bir 50-nc kamyonu. ayaklar seri olmalı. çift debriyajlar, ara gazlar, 5 pompa frenler. ''wonderkid'' olmak lazım anca. ne oldu sonra? yıllarca uzak kaldım bu aletlerden de. 25 yaşında aldım ehliyeti, yani geçtiğimiz sene. ne fark etti?
kara şanzımanlar sayesinde ayaklarım da gelişti tabi. ilk stüdyo günlerimizde davul çalmayı hemen kaptım bu ayaklar sayesinde. o dönemde gitarı da ilk defa elime almıştım hayatımda. ''grup kurcaz, sen gitar çalcan'' dediler. bi gitar getirdiler, ben de satın aldım hemen. hatta o gitarı daha sonra mister ug'e 50ytl karşılığında satmıştım. şuan ise ortak bir arkadaşımızın elinde kendisi. o gitarla kısa sürede hiç kurs almadan anten-kunten şarkılar, sololar çıkarmaya başladım. yılların müzisyenlerine ''bu çocuk çokiyi müzisyen olcak'', ''olm bu adam yakında hayvan gitar çalcak'' dedirtmişliğimiz de vardır evelallah. ''wonderkid'' sıfatım müzikte de ön plandaydı. yıllarımızı verdik sonra, kıçımızdan bidon bidon ter akıttık. bir bok olamadık millete göre, peki ne olmalıydık? onların ‘’bok’’ kavramı bizimkilerle bir miydi? aslında kendime göre bokluktan kurtuldum zaman içinde.

lafın özü şudur sevgili okuyucu; ben her alanda ''wonderkid''dim. ben sadece milletin yalancısıyım. bu sıfatı bana onlar verdi. ama hiçbir zaman ''clinical'', ''flamboyant'', ''explosive'', ''worldclass'' ünvanını alamadık. Ama bunu tüm kalbiyle isteyen kimdi ki? Bir NBA yıldızı, bir okul birincisi, bir bilardo şampiyonu, Formula 1 efsanesi, bir rock yıldızı olmak mı gerekiyordu illaki? Biliyorum ki birçoğunuz benim gibi ‘’wonderkid’’diniz zamanında birçok farklı alanda. ve hep bunun özgüveni ile yaşadınız. belki de hiçbirimiz bu saydığım alanlarda yüksek mertebelere ulaşamadık. ama en yüksektekileri eleştirecek kapasitemizin olmasından hangimiz mutsuzuz? bırakalım milleti, kafasına göre at koştursun. biz gerçekten sevdiğimiz, yapmak istediğimiz, elimizi attığımız her konuda ‘’wonderkid’’ olmaya devam edelim, yaşımız 55 olsa da. o işi becerebilmiş olmanın mutluluğuyla arkamıza yaslanalım. bizden çok şey umanlar ise avuçlarını yalasınlar hayatları boyunca. işi bilmeden iş yapacağımıza, işi çok bilip iş yapmayalım. onların hiçbir zaman sahip olamayacağı şu ‘’özgüven’’e sahip çıkalım, her daim gözlerine sokalım çekinmeden. böylesi en güzeli...

dipnot: Kemal Sunal'ın bir filmindeki, olimpiyatlara katılıp da her dalda madalya alan elemanın çocukluğuymuşum ben! saçlar da benziyormuş ozamanlar!

6 yorum:

ug kun dedi ki...

yazınızı yer yer tebessüm ederek, yer yer gözyaşları içinde okudum. her bir bölümünde hayatımdan kesitler buldum. elinize, yüreğinize, ağzınıza kaleminize sağlık sayın okhy bey.

ayrıca ben de wonderkid'dim olm!

Okhy Dokhy dedi ki...

abi sen gözümde hala wonderkidsin!

talento dedi ki...

wonder monder inceden sevimsizmişsin abi. flamboyant winger olmanızı öneririm. 20'sini geçtikten sonra da para ediyolar...

alengir dedi ki...

kışın yolları kapanan ve ancak haftalar sonra cendermeler tarafından açılabilen,doğuda küçük bir kasaba da doğdum.Kışları çevremizde ki her yer alabildiğine buz olduğu için biz birkaç kasaba çocuğu oyun olarak çoğunlukla buz hokeyi oynardık."kendi kapınızın önünde kayın" sitemleri olmadan maç bitirmişliğimiz yoktur.derken bir gün hiç bir arkadaşım dışarda benimle hokey oynamaya yanaşmayınca elime aldığım bir süpürgeyle buzu süpürmeye başladım,süpürüyor süpürüyor süpürüyordum,çevreden gelip "napıyosun lan deli" diyenlere rahmetli dedem "dokunmayın torunuma sen süpürmeye devam et oğlum" diyerek bana cesaret veriyordu.hokeyde ki yeteneğimi gören ailem beni şehir merkezinde ki Hokeygücü Kasaba Hizmetleri takımına yazdırmak istedi ama buna dedem şiddetle karşı çıkıp benim bir körlinci olmam için Amerika'ya gitmemi istiyordu,babamların dedeme "nasıl ederiz ,biz basit çiftçileriz" söylemlerine dedem gözleri dolarak "gerekirse tarlayı satarız bu çocukda körlingi mayası var,çok değerli bir sporcu olacaktır ha" diyerek tarlamızı satmaya ikna etti.Amerika giderken belki de dedemi son kez gördüğümü biliyordum ağlayarak "dede ben gitmiycem" dedim,dedem bana kızarak "hayır gideceksin,gidip körlinci olup aileni gurulandıracaksın"dedi.uçağa binerken dedem son defa baktım gözyaşlarını benden saklamaya çalışıyordu.Izdırap dolu bir yolculuk sonun da Amerika'ya varıp körlinci olmak için seçmelere katılmaya gittiğimde "yanlış gelmişsin bileader bu spor burada daha gelişmedi" demesinler mi.hayallerim bitik kasabama döndüğümde mal dedemi gördüm yanına gidip olanları anlattığımda bana"boş ver be oğlum beleşten gezmiş oldun hacı,sen karıları anlat karıları" demesiyle,dedemin ağzına körling süpürgemle vurmam bir oldu.dedem bu darbeyle öldü ve benim efsane bir körlinci olma hayallerim körling top gibi şeyinin buzda kayması gibi ellerimin arasından kayıp sona erdi!!!

dialethic dedi ki...

^nasıl yani?

Okhy Dokhy dedi ki...

neleroloroy!?

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP