Kişisel oyun tarihi veya 90larda çocukluk

2.12.08

herşey 4 kat aşağıda oturan ufak kuzenlerin "ug abi playstationu getirsene oynayalım" demesiyle başladı. üşendim oraya taşımaya, zaten tek ayak sargıda, "olmaz gençler, play station yalan, kusura bakmayın" dedim. boyun büktüler, telefondan hisettim. play station varsa eğlenceli, yoksa sıkıcı bir hayat onlarınki, kızasım geliyor ama kızamıyorum da. her çocuk kendi zamanının şartlarıyla yetişiyor işte. "biz zamanında ortalığın amına koyduk" muhabbeti yapmak istemiyorum aslında da, övünme midir, yoksa eskiye olan özlem midir bilemiyorum, ben çocukluğumdaki hayatın şimdiki çocuklara göre çok daha eğlenceli geçtiğini düşünüyorum. özel televizyonların çıkışı ve ilk nitelikli çizgifilmlerin yayınlanışına denk gelen bir çocukluk yaşadı benim jenerasyonum. imkansızlık dahilinde biraz da hayal gücüyle kendi oyuncaklarımızı, oyunlarımızı yaratırdık, ilk aterilerin tadını, kol kırmanın acısını yaşadık, ateri salonlarında mustafalar, street fighterlar peşinde koştuk. alternatif bulmak zorunda hissettik hep kendimizi, bir şeye takılıp kalmadık. bu bile bana o zamanlarındaha eğlenceli, daha muhteşem gelmesi için yetiyor. kişisel oyun tarihimi yazdım bu yazıda ey okuyucu, oku ve kendinden birşeyler bul yazıda, gözlerinden iki damla yaş süzülsün. zaten hepimiz 90lar çocuğu değil miyiz?

ilkokula yeni başladığım sırada o dönemin en kral çizgifilmi transformers'tı. ve tabii ki dönemin şartlarında kimsede transformers oyuncağı yoktu, benden başka! babam o zaman berberlik yapıyordu ve ben perma-sharp marka jilet kutularından uhu yardımıyla kendi transformers'ımı yapmıştım, işin ilginci açılıp kapanıyordu da, tabi pek bişeye de benemiyordu. o zamandan yaklaşık 15 sene sonra ancak ilk gerçek transformers oyuncağıma sahip olabildim, 20. yıl özel yapımı bir optimus prime! kanada'ya burdan selamlar.

eniştemi sağolsun, bana kitap okuma zevkini öğretmiş adamdır, 8-9 yaşlarındayken 2 büyük poşet çizgiroman vermişti bana: conan'lar, tommiks'ler, zagor'lar, teks'ler... okumak bir yana, bunları canlandırma heyecanı da doğuyor kafamda, hemen kartonlardan zagor yapıyorum, çiko yapıyorum, darkwood ormanı yapıyorum. ama bunlar da beni bir süre sonra sıkmış olmalı ki çocukluğumun büyük eğlencesini ortaya çıkarıyoruz kuzenim hakanla; pil futbolu!

10 yaşlarında falanım, tvde subbuteo oyuncak görüyorum, futbolcu adamlar, kaleler, stad falan hepsi inanılmaz geliyor, ancak türkiyede yok, ya da olsa da alacak durumum yok. yerine kendi subbuteomu yapıyorum, kuzenim hakan da yardımcım. çeşit çeşit piller buluyoruz, hepsine isimler veriyoruz ve takımlar kuruyoruz. top yerine kullanılan bir miskete pillerle vurmak suretiyle oynanan bu oyun şimdi bile bana çocuk aklının marifetlerine şaşmamı sağlıyor. bildiğimiz kalem pillerle oynuyorduk ve hepsinin ayrı meziyetlerinin olduğunu düşünüyordum mesela. o zamanlar az bulunan energizer müthiş bir forvetti, gri-siyah sony pili o zamanın ünlü forveti alan shearer'a benzetirdik, büyük boy kalın pil watson kaleciydi, klasik mavi panasonic piller orta saha oynarlardı ve görev adamıydılar. ince maxwell kanat oynardı, sarı renkteki kodak brezilyadan gelmişti vs. vs. uzun süre oynadık bu şekilde. ilkokul-ortaokul sıralarındaki favori eğlence kaynağımızdı bu oyun.

sonra heralde saçma bulmuş olacağız ki pil işini bıraktık. nerden aklımıza geldiyse büyük bir kartona bir futbol sahası çizip karelere ayırdık ve kendi patentimiz olan bir oyun icat ettik; dama futbolu. dama taşlarının üzerine zamanın ingiltere ve almanyasının fubolcularını yazdık, o zamanlar ingiltere 96da sanırım yarı finalde karşılaşmışlardı çünkü, ve ben almanyayı kuzenim ingiltereyi tutuyordu. kuntz'lar, klinsmann'lar, seaman'lar, mcmanaman'lar, adams'lar, dama taşı olarak sahaya dizilirdi. ve ortada bir tane top olurdu. zarla oynanan ve o ara ciddi ciddi "bunun patentini almalıyım, acaip para kazanabilirim bu oyundan" diye düşündüğüm dama futbolu da bir süre sonra rafa kalktı. artık liseye geçmiştim.

ateri tarihimiz de köklüdür hani, belirtmeden edemiyeceğim. orta direk aile yaşam formunun klasik evladı olarak "kara kutu-8 bitlik ateri-sega" şeklinde ilerleyen gelişim ağacını birebir yaşamış bir insanım. çocukken hiç amiga görmedim mesela, ama teyzemin oğlu harun abimde commodore 64 görmüştüm, ağzımdan salyalar akmıştı. fakat kendi geçirdiğimiz aşamalarda da hakkını vermeye çalıştık ateri sektörünün, doğruya doğru. ilk olarak şunu söyliyeyim, benim kara kutu aterim olmadı hiç, kuzen hakanlar almıştı, hep onda oynadım. ama 8 bitlik ateriye geçene kadar yaşanan o süreçte o ailenin bir ferdi olmuş kadar oralarda sürttüğümü de itiraf edeyim. kara kutu ilk açıldığında kötü grafikli bir motorsiklet yolda gitmeye başlardı, oyun aniden başlardı yani. çok kol kırdık kara kutu ateride, kol kırılınca içi açılır, joystick olarak değil basmalı olarak da bir süre kullanılırdı, daha sonra o da haşat olurdu zaten. sonra 8 bitlik ateriye geçtik ve altın çağını yaşadık o dönemin. iddaam şudur ki o dönem çıkmış olan bütük 8 bitlik ateri kasetlerini almış oynamışımdır. "abim kızdı abi, başka alayım" şeklinde klasik tiradıma giriş yaptığım ateri kasedi satan ve değiştiren yerlerde bir kere değiştirme parası verip 4-5 kere kaset değiştirirdim. diyebilirim ki bu konuda uzmanlaşmıştım. hatta bir süre sonra bu işi bırakıp karşı komşunun çocuğu şükrü'ye bildiklerimi anlatam ve artık bu görevi ona yaptırmam da bu konuda ulaştığım ustalığı kanıtlar.

segaya geçişim lise hazırlık dönemindedir, ilk istanbula gidişimle aynı zamandadır. zaten okuldan kaçıp karaköy'e, kadıköy'e gidişlerimizden birinde aldım segamı, ama oldukça kolpaydı ve kısa zamanda bozuldu. zaten markası da sega değil mega system gibi birşeydi, ucuza kapattım diye sevinmiştim, çocuk aklı ne bilsin orjinalini imitasyonunu? bozulana kadar segada da bilinçli bir oyun tüketme aşaması geçirdim. yalnız olay şuydu; ateri belli bir süre sonra inanılmaz ısınıyor ve kilitleniyordu. ilk aldığımda 3-4 saat olan ısınıp kilitlenme süresi son zamanlarda 10 dakikaya kadar inmişti, ve ben türlü kolpalarla sınıftan bir arkadaşıma sattım onu. satarken "bak olm bunlar hassas aletler, çok oynarsan ısınır kilitlenir, haberin olsun" diyerek kandırdığım çocuk tabii bir hafta sonra "5 dakika oynuyorum kilitleniyo olm bu, geri ver paramı" diyerek geri geldi. kolu ve adaptörü bozduğunu idda ettim, geri kalan parayı da uzun taksitlere bölerek ödedim ona. günde bir simit parasına falan işte. burdan özür diliyorum kendisinden, üzgünüm şenolcum, ama iyi yedirdim kabul et şimdi ahahah.

ateri sektöründe her bir aşamada o aşamanın en iyi oyununu bir diğer aşamanın kalitesiyle bir tutumak gibi bir adet vardı; 8 bitlik ateride batman 4 oynarken "sega gibi abi" demek farzdı misal, ya da segada "nba live 97 bilgisayar oyunu gibi" demek. sonra konsol olayını uzun süreli bir terk yaşadım ve pcye geçtim. red alert, diablo, gta falan gibi oyunların ilk versiyonları, ilk heyecanlar. hala gözümde efsane pes 6, crysis falan değildir de fifa 98'dir, diablo'dur, gta'dır hatta super bike'dır. ilk heyecanlardır bunlar.

hatırlatmadan geçilmez tabi, bizim zamanımızda bir de ateri salonları vardı. bak işte bütün 80 sonrası 90 öncesi doğan gençliğin ortak paydasıdır bu konu, herkes ateri salonuna gitmiştir, "street fighter" oynamıştır, "büyülü street fighter"'da balrog'u almıştır, "mustafa" oynamıştır, "hagar" oynamıştır. daha sonra çıkan tekken tarzı 3 boyutlu oyunları kategori içine alasım gelmiyor. ateri salonu demek 2 boyut demektir, "burdan aliyim" demektir, salon sahibi amcadan gizli jeton bölmesini açmaya zorlamak demektir, "aman beni dışardan kimse görmesin" hissiyatıdır. çok başkadır. bir ara yakın dostum bay mahmut'un "olm o büyük ateri salonundaki makinelerden alıcam lan. parası neyse veririm abi, bulalım onlardan" demesi herşeyi açıklamakta zaten. o tadı alan adamın söyleyebileceği bir cümledir bu. budur o hissiyat.

yazı uzadıkça uzuyor, bir yerlerde kesmek lazım. burda hafiften kapatalım konuyu, nostalji yaptık, kendi tarihimizden kesitler verdik, ortak paydada buluşmaya çalıştık. tüm yapacaklarımı yaptım gibi bir şey. ey okuyucu, öperim gözlerinden, eğer buraya kadar geldiysen çok okudun, bence biraz dinlen. 90lar yazıları bitmez merak etme sakın. farklı nostaljik yazılarda buluşmak üzere.

6 yorum:

dialethic dedi ki...

bu senenin basina kadar kardesimle hala arada bir mustafa oynardik. o dinozorlarin hastasiyim. bi de 90larin basinda bizim eve düşen bi sinclair spectrum 16kb vardi, basic dilinde program yaziyor kendi capimizda oyun oynamaya calisiyorduk. duvar kirma mis gibi olmustu mesela. sinclair'den sonra kara kutu cok teknolojik gelmisti. hey yavrum hey.

dialethic dedi ki...

iste sinclair spectrum: http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/3/33/ZXSpectrum48k.jpg/800px-ZXSpectrum48k.jpg

bu bilgisayari birkac sene once nasil olsa ise yaramaz diye bizden habersiz evden atmisti annem. yanlis.

Okhy Dokhy dedi ki...

dayı harika yazı, öperim.
benim de karakutum vardı bir dönem. ama sonra micro geniuslarla takıldık. 3 amcam ve babam sabahlara kadar battle city diye bi tank oyunu oynardı. annem ve yengemler de bomberman. kapışırlardı hep oynama sırası bokuna. lan günde 1 saat anca alırdık elimize de süper maryo oynayalım.

onların haricinde ''heygidi sinclair spectrum!'' demek istiyorum.
http://www.gadgaard.org/gadget_past/Sinclair_Spectrum+2_System_s1.jpg
şundan vardı bende de.

ug dedi ki...

deniz senin sinclair spectrum ne güzel gözüküyor abi öyle? dark side of the moon gibi alet resmen

massimo dedi ki...

bir karakutum oldu. sonra atari aldık. baya kaset alıyorduk. kötü oyun falan çıkıyordu. sonra arkadaşta sega gördüm. ondan aldım. onuda orta okulda hergün 1 dolar alarak biriktirdim parayı. 15 dolara mı ne almıştım :)

sonra o adaptör ibnesi bozuldu. bende arkadaştan bi adamtör aldım. meğerse sega 10 volt muş biz taktık 12 voltu mefta oldu sega.

ilk playstation'u gördüğümde çok hoşuma gitti. çocuklar fransa 98 oynuyordu. nijerya idi biri. baktım biraz arkadaşa döndüm dedim ki; ananı sikim amokaçi dedi.

yalnız hala pileysiteyşın alabilmiş değilim. kazık kadarım oynarım ama alamadım daha.

ug dedi ki...

"ananı sikim amokaçi dedi."

AHAHAAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP